4 Kasım 2025 Salı

UFUK ÇİZGİSİ

Ses boşlukta uzanmıştı. Bir bebek sesinin bana seslenmesiyle kendime geldim. Uzun bir yoldan, boş bir vagonda, hoparlöründen cızırtılı seslerin uçuştuğu bir gece yolcuğundan gelmiştim. Öyle ki, ayak parmaklarım ayakkabının içinde durmaktan şişmiş, sırtımın kemikleri birbirine geçmiş gibiydi. Esneyip duruyordum. Sıcak bir yatak olsa, şuracıkta uzanıp uzun metrajlı rüyalar bile görebilirdim. O kadar kasvetli bir geceydi ki, bitmek bilmedi. Ses boşlukta yanıma doğru geldi. Bildiğim bir ses, beni yirmi yıl öncesine yine bu tren garına götürmüştü… “Ayla! Ayla’cığım! Hadi gel, şu taraftan gelecekler.” diyordu Birsen. Ben denizin diğer tarafında uzanmış ufuk çizgisine bakarken, sigaramın külleri yerle buluşmaya hazırlanıyordu. Düşünceliydim, hem ne işim vardı bu kalabalıkta, bu yığınla sesin içinde Kadıköylerde. Otur oturduğun yerde. Birsen’in ısrarı üzerine geldiğim yerde, kendime nasıl bir kapı aralayacağımı o günlerde bilememiştim. Kendime tüm karanlıklarımın kapılarından çıkmak için bir yol açabileceğimi de. “Ah Ayla, ancak kendine kızarsın!” İçinde büyük gerginliklerin yaşandığı bu şehirde, denizi izlerken, gün batımının çok uzakta bir yere doğru gidişine bakıyordum. Ufuk sessiz bir yer olmalıydı. Sınırları belirgin, ne yapacağını bilen ve nerde durması gerektiğini biliyor. Bir bilgeydi belki de. Kendi kendime düşünürken, Birsen kolumu dirseğiyle dürttü; “geldiler!” Şehrin gürültüsüne vapurun sesi karıştı, geliyorlardı. Heyecanlanmaya başlamıştım. Liseden beri yeni görecektim Gökhan’ı. Onun geleceğini bilmek mi beni buraya getirmişti, yoksa elimde tuttuğum sigaramın külleri mi? Uzaklardan dokunaklı bir müzik sesi geliyordu. Birsen ne kadar değişmiş olabilirliğimizi benimle konuşuyordu ve fakat ben o kadar orada değildim ki. Yakınlardaki Alkan kitap kahvede oturacaktık. Ve yanımıza geldiklerindeki o selamlaşmamızı hala anımsıyorum. Ela gözlerindeki o yeşil tonunu. Gamzesinin, yanağında bir şiir gibi duruşunu. Kalbimin liseden sonra ilk defa ellerinde attığını… Kalbim yerinde fırlamış da ufuk çizgisinde kaybolmuş gibiydi. Kendime geldiğimde kitapevindeki masada karşılıklı oturuyorduk. O üniversiteyi Muğla’da okumuş, sonrasında da oralarda kalmıştı. Turizmciydi. Çok güzel gülümsemesi dışında elleri de hiç değişmemişti. Hala konuşurken bir elini burnunun kenarına götürüyordu. Ve bembeyaz teni utandığında kızarıyordu. Saçlarının kumsalında denize vurmuş gibi bir esinti, lisedekinden farklı, daha uzun ve seyrekti. Eksiliyorduk birlikte. Yaş aldıkça eksilen bir çok şey gibi, çoğalan bir çok şeyimizde vardı. Karanlık ormanda yürüdüğümüz o günlerden eksilen ne çok şey vardı. Hüzünlenmiştim. Bir sigara daha yakmıştım. O günlerde içeride sigara içiliyordu. Duman altı olan mekanlarda üstümüz başımız küllük gibiydi. Zannediyorum o güne dair aklımda kalan şeylerden biri de sorduğu soruydu: “kalbinde biri var mı?” Bu klişe sorudan sonra telefonlarla görüşmelerimiz sıklaşmıştı. Uzun sohbetler kontörlerimiz bitene kadar devam ediyordu. Kalbim onunla dolup taşıyor, ufuk çizgisinde gidip geliyordu. O günler ayaklarımın yerden kesilişi ve sıradan günlerin artık bir maceraya dönüşmesi bana Kadıköyü sevdirmişti. Birlikte ilk fotoğrafımızı evde gizli bir yerde saklıyordum. Limanda çekilmiştik, arkasında “birlikte daha çok limanlara…” yazan. Ah bak, şimdi nasıl yırttığıma yandığım o fotoğraf. Derin bir nefes aldım, zamanda yolculuklarım içiçe geçmişti. Kaç yaşındaydım, nerelerde oturmuştuk, neler konuşmuştuk. Hangi rengi severdi, hangi şarkıyı dinlerdi, kime nasıl gülümserdi, sesinin tonu nasıldı, tınısı nasıldı, kirpikleri, kaşları, elleri nasıldı? Sahi ellerinin tenime değişi nasıldı? Sesinin ruhuma fısıldayışı? Derin bir nefes aldım. Kırgınlığımın büyümesi, Muğla İstanbul yolculuklarının daha da azalması, Kadıköye daha az gitmeler… Gün batımlarını bir daha izlemek istememeler. Devam etti. Yaşadım. Ve şimdi o tren garında yirmi yıl öncesinin hayal kırıklığıyla oturuyordum. Bebek ağlaması susmuş, ses uzaklaşmıştı. Kendi sesim içimde dönüyordu: “Geri dön! Geri dön! Hadi geri dön!” 29.11.2023

UFUK ÇİZGİSİ

Ses boşlukta uzanmıştı. Bir bebek sesinin bana seslenmesiyle kendime geldim. Uzun bir yoldan, boş bir vagonda, hoparlöründen cızırtılı sesl...